30 Ağustos Zafer Bayramı
Büyük Taarruz’u Yaşayan Gazi
İstiklal Madalyası sahibi, Kurtuluş Savaşı’nda yer alan hayattaki son 2 gaziden biri olan emekli Albay Mustafa Şekip Birgöl, Kadıköy’de yaşıyor.
1903 yılında Üsküdar’da doğan Mustafa Şekip Birgöl’ün, sağlık problemleri sebebiyle ve heyecanlanmaması için fotoğraf ve kamera görüntüsü alınmasına ailesince izin verilmiyor.
Birgöl, 3 kızından hayatta kalan İpek ve damadı Bekir Artunç ile birlikte yaşıyor.
Elektrik mühendisi Bekir Artunç, İstiklal Madalyası sahibi Mustafa Şekip Birgöl’ün yürüyemediğini, kulaklarının ağır işittiğini, gözünün birinin tamamen, diğerinin de kısmen göremediğini belirterek, Birgöl’ün damaklarının da işlevini görememesi sebebiyle sıvıyla beslendiğini anlattı.
Artunç, emekli Albay Birgöl’ün duyamadığı için pek konuşmak istemediğini, evine misafir geldiğinde ise telaşlandığını ve heyecanlandığını söyledi.
Ancak kayınpederinin hafızasının yerinde olduğunu ifade eden Artunç, İstiklal Savaşı gazisinin halen kendine gerekli olan cep telefonu numaralarını ezbere söyleyebildiğine dikkati çekti.
Emekli Albay Birgöl’ün, yaklaşık 15 yıl önce vefat eden eşi Pakize Birgöl’den Tamay, İnci ve İpek adında 3 kızı olduğu bilgisini veren Artunç, Tamay Gökçetin ve İnci Tokel’in vefat ettiklerini söyledi.
İstiklal Madalyası sahibi emekli Albay Mustafa Şekip Birgöl’ün de hayatta olduğunun ortaya çıkmasıyla, halen yaşayan Kurtuluş Savaşı gazisi sayısının 2 olduğu anlaşıldı.
Birgöl’ün dışında kamuoyunun “son gazi” olarak bildiği 109 yaşındaki Yakup Satar ise Eskişehir’de yaşıyor.
30 AĞUSTOS
Bugünü adın gibi iyi bil, daima an,
Türk adında bir millet yok denildiği zaman.
Tarihler dize geldi ve şaştı bütün cihan,
Doğdu eşsiz bir güneş, o kurtardı vatanı.
Parlayınca kılıçlar, ufuklar kızıllaştı,
Ordu bir sel olarak bütün setleri aştı,
Türk, istiklal uğrunda kahramanca savaştı;
Bu 30 Ağustostur iyi bil, iyi tanı.
Çınlasın kulağında Dumlupınar zaferi,
Zaferi zaferle tat, çalış hiç kalma geri,
Hedefin yükseliştir, ey Türk genci ileri,
Eşsizliğe dönmeli bu vatanın her yanı.
Ramazan Gökalp ARKIN
Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.
Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919′da Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk’ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. Amasya Genelgesi’nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919′da Ankara’ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920′de TBMM’yi kurdu. Böy-lece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş Savaşı’nın merkezi Ankara oluyordu.
TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. “Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü”nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu’da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar’a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, or-dularına: “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” emrini verdi.
Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699 Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal’e “gazi” unvanı ve “Mareşal” rütbesi verildi.
Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı’ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.
1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikle-ri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydmld”. İstanbul’daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal’in başkomutan-lığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922′de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos’ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis’te vardı.
Bu savaş, Atatürk’ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık
Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.
Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir’e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922′de İzmir’in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline “dur” diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz.
Kaynak : MEB
Yorumunuzu aşağıya yazabilirsiniz.