Türkçe Olimpiyatları
May.22, 2008 in
Haber
6.Türkçe Olimpiyatları 1.cisi Azerbaycan’dan Hatice Alizade
6.Türkçe Olimpiyatları’na Arnavutluk adına katılan yarışmacı
6.Türkçe Olimpiyatları’na Endenozya adına katılan yarışmacı
6.Türkçe Olimpiyatları’na Kamboçya adına katılan yarışmacı
6.Türkçe Olimpiyatları’na Letonya adına katılan yarışmacı
6.Türkçe Olimpiyatları’na Moğolistan adına katılan yarışmacı
6.Türkçe Olimpiyatları’na Rusya Federasyonu adına katılan yarışmacı
6.Türkçe Olimpiyatları’na Tacikistan adına katılan yarışmacı
6.Türkçe Olimpiyatları’na Türkmenistan adına katılan yarışmacı
6.Türkçe Olimpiyatları’na Yemen adına katılan yarışmacı
Mayıs 27th, 2008 at 18:16
merhaba 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı yapılıyor 110 ülkeden 550 öğrenci bizim dilimizle yarışıyorlar. İnanıyorum ki, onları izleyen milli duygularını kaybetmemiş herkes “işte gerçek milliyetçilik budur” diye haykırıyordur. Çünkü gerçek milliyetçilik, dünyayı doğru okumak, dünyanın her yerinde olmayan Türkiye’nin hak ettiği yerde olamayacağına inanmak demektir.
Bu ruhu yeniden canlandıran Fethullah Gülen’dir. Benim nazarımda da yaşayan en büyük milliyetçi odur. Milliyetçilik-ulusalcılık tartışmalarının yapıldığı şu günlerde onun milliyetçilik anlayışının doğru olarak bilinmesinde fayda görüyorum. İşte Gülen’in milliyetçiliği:
İnsanımızın dilenci durumuna düşmesi ve başkasının kapısında el açması; malî, içtimaî ve ahlakî bir buhran yaşaması sinemde girdaplar meydana getiriyor.
Bir zamanlar tabii bilimlerden dinî ilimlere, tasavvuftan mantığa, şehircilikten estetiğe hemen her sahada; varlığı didik didik eden dehâlarla, fıkıh ve hukuk üstatlarıyla, hayatlarını vicdan eksenli yaşamış, insanî normları aşan istidatlarla, muhakeme ve fetanet kahramanlarıyla ve sanat dahîleriyle her zaman çağının çok önünde yürümüş milletimiz, geçici bir aradan sonra yeniden bütün aydınlık ruh ve dimağlarını harekete geçirerek bir ikinci veya üçüncü Rönesans’ı gerçekleştirecektir.
Evet, hicran duyma, içimizde burukluklar yaşama, milletimizin şu anki muhtaç ve düşkün halini hazmedememe.. bütün bu mülâhazalar bizi, milletimizi doğrultup, onun ruhunun heykelini yeniden dikerek, onu tekrar özüne döndürmek için azim ve gayrete sevk ediyorsa kıymetlidir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, milletimizin özünün, tabiatının ve millî karakterinin gözetilmesi ve korunmasıdır.
Bizim milletimizin dirilmesi, sadece bir milletin değil, aynı zamanda İslam dünyasının dirilmesi ve sonra bütün dünyanın dengelenmesi olacaktır.
Bazıları bizim milletimizi kastederek kıskançlık ve hazımsızlıktan dolayı “niye onlar, biz değiliz” diyebilirler. Sahabe-i Kiram Efendilerimiz, Arap milleti olarak çok hızlı semere vermişlerdir. Fakat bildiğiniz gibi o ihtişamlı dönemin hepsi otuz senedir. Emevi ve Abbasi dönemlerini de işin içine katarsanız bu sürenin tamamı üç asır olur. Ondan sonra da Türkler devreye giriyor.
Araplar, “Biz dünyalara değer bir kıymete mâlik şerefli bir milletiz” deseler bu söz doğrudur. İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz (sas) onların içinden çıkmıştır. Fakat milletimiz de diyebilir ki: “Evet o bizim Peygamberimiz, canlarımız ona feda olsun. Ama Cenab-ı Hak bize de öyle mükemmel bir millet kökü vermiş ki, tam dokuz asır Efendimizin bayrağını en yüksek burçlarda dalgalandırmışız. İslâm dünyasının hâmisi olmuş, sağdan-soldan, alttan-üstten, Çin’den-Maç in’den, Hint’ten-Yemen’den gelen saldırılara karşı dini korumuşuz.” İşte bu, o dönemlerde milletlerin şuuraltına inmiş, zihinlerine adeta kazınmıştır. Yakın asırlar itibarıyla başkasına benzeme yanlışlığına düşen milletler, bizim milletimizin dirilişi ile bizim arkamıza düşeceklerdir.
Bugün Türkiye, birbirine kenetlenmiş insanların meydana getirdiği şanlı bir millete beşiklik etmektedir. Ve ben “milletimiz” derken ırkçılık mülâhazalarından bütün bütün uzak kalarak, Anadolu insanının tamamını kastediyorum.
Biz bütün himmet ve gayretimizi, negatif şeylerden rahatsızlık duyup ona buna kızma, insanlara kin besleme ve bağırıp çağırma; böylece azmimizi ve dolayısıyla kendimizi tüketme istikametinde değil, problemleri tüketme yönünde kullanmalıyız.